21 Mart 2016 Pazartesi

Yeni bir süreç...

Uzun zaman sonra ilk defa geçmişti kağıdın kalemin başına.. Ne yazacağını ya da yazmak isteyip istemediğini bilmiyordu.. Tek bildiği en zor zamanında en çok tutunduğu dalıydı kağıdıyla kalemi.. Günlerce ağlamış, günlerce yazıp çizmiş, günlerce içini dökmüştü onlara.. Kaç sayfa doldurduğundan habersizce durmadan bir şeyler yazmıştı.. Sanki ağlayamadıklarıydı kağıdın üzerine döktüğü kelimeler.. Gözlerinden damlayamayan yaşlardı oluşan kelimeler.. Her şeye lanet etmişti, her şeyi bırakmak istemişti o en kötü döneminde, dünyaya sırtını dönmek istemişti.. Kimseyle görüşüp konuşmak istemediğinde bile yazı yazmıştı.. Durmadan yazmıştı.. Sanki yazmayı durdurursa kalbi de duracaktı.. Kimi zaman izlediği filmlerden alıntıları not ediyordu, kimi zaman şarkı sözleri, kimi zaman başka insanların söylediklerini.. Ama çoğunlukla hissettiklerini yazmıştı şimdiye kadar.. Hissedip dile getiremediklerini.. Ama şimdi, yine kağıdın başındaydı ama ne yazacağını bilmiyordu.. Bunca zaman yazdıklarından içi boşalmıştı sanki, tükenmişti kelimeleri.. Halbuki hala söyleyeceklerim var, hala bitmedi içimdekiler diye düşündü kendi kendine.. Şaşkındı.. Normalde bardaktan boşanırcasına yazı yazan kız, şimdi dut yemiş bülbüle dönmüştü.. Şaşkındı.. Etrafına bakındı bir süre.. Yazmaya malzeme aradı kendine ama bulamadı.. Anılarını karıştırdı, bulamadı.. Sevgi aradı uğruna yazacak, bulamadı.. Nefret, kıskançlık, umut, mutluluk aradı, ama hiç birinden eser yoktu.. En son çare özlem aradı, iyice karıştırdı içini.. Darmadağın etti her yeri, içini ters yüz etti ama nafile.. İçinde elle tutulur, uğrunda nefes harcamaya değer hiç güçlü bir duygusu kalmamıştı.. Silikti her şey, bulanık.. Onların ne olduklarını çözmeye çalışmak ufuk çizgisinde uçan bir kuşun cinsini tahmin etmeye benziyordu, imkansızdı.. Zaten dermanı da yoktu böyle büyük uğraşlar için.. Neyse dedi, ne olduklarını bilmesem de karalayabilirim bir kaç kelime.. Yazı karmakarışık olacaktı, biliyordu ama ortaya somut bir şeyler çıkmayacak olsa da yazmak istiyordu.. Yavaş, dinlendirici ama bir o kadar da sürükleyici bir şarkı açtı arka planda, odaklandı.. Yazmayı denedi.. Birkaç sözcük fırladı ilk aşamada parmaklarından.. Kağıdın üzerinde dolaştılar bir süre ama sonra kendilerine uygun yer bulamayıp geri kayboldular.. Beceremeyeceğim diye düşündü kız, yazmayı unutmuş gibi hissetti kendini.. Halbuki yazmak nefes almak gibi olmuştu onun için, nasıl unutabilirdi ki? Aradan biraz zaman geçti, kağıtla bakışmaları birkaç kelimenin parlayışıyla bölündü birden.. “Evet, ilerliyorum” yazdı ilk başta, ne işin ucunun nereye varacağını ne de bunları yazmasının sebebini bilmiyordu.. Şaşırdı tekrar ama yazmaya devam etti; “belki ufak adımlar atıyorum, belki çoğunlukla düşüp dizlerimde açılan yaraları nasıl iyi edeceğimi düşünüyorum ama ilerliyorum”. Ufak ufak görür gibi oldu kelimelerin ardını, gülümsedi ama buruk bir gülümsemeydi bu.. Bakkalda en sevdiği şekeri görüp onu annesinden istedikten sonra “ödevlerini zamanında bitirirsen alırım sana o şekeri” cevabıyla karşılaşan ilkokul çağındaki bir çocuğun umuduydu gülümsemesine sebep olan şey.. Önce yazması gerekiyordu.. İçindeki her şeyi tüketip, geriye en küçük bir kırıntı bile kalmayana kadar yazması gerekiyordu.. Daha sonra yazdıklarıyla barışması ve onları hayatının bir parçası gibi görüp benimsemesi gerekiyordu.. Asıl süreç ondan sonra başlayacaktı.. Zamanla attığı ufak adımlar küçük yürüyüşlere dönüşecekti, yürüdüğü süre git gide artacak ve dizlerindeki yaralar kapanacaktı.. Belki izleri kalacaktı ama daha fazla acıtmayacaklardı.. İlacın ne olması gerektiğini daha fazla düşünmesi gerekmeyecekti böylece.. Daha sonra, o yara izleriyle ateşkes imzalayıp, birlikte yaşamayı öğrenecekti.. Tabii bunlar hep zaman alan basamaklardı ama tükettikleri zaman ölçüsünde güçlü etkileri olacaktı kızın üzerinde.. “İlerlemeye devam ettiğim sürece ilerleme hızım önemli değil” yazdı sonra kağıdın üzerine.. Bir yerlerden duymuştu bu sözü, nereden olduğunu hatırlamasa da yazmış olduğuna göre sevmiş de olmalıydı.. İnsan içinde kendinden bir parça bulmadığı hiç bir şeyi hatırında tutamazdı sonuçta.. Sonra devam etti; “kolay olmayacağını biliyorum ama bu kadar ağır olmasa da daha önce de savaş yaraları aldım. evet, canım hala acıyor. hala gerçekten umudum olduğu söylenemez ama kim bilir, bi’ ihtimal...” yazdı kağıdın üstüne.. Hala bir şeyler yazabiliyor olduğu için bir tutam mutlu oldu, hala bir şeyler becerebiliyorum diye düşündü.. Belki öyle ahım şahım, insanların ağzını açık bırakacak türden şeyler değildi bu sefer yazdıkları ama hala yazı yazabilecek kadar da olsa bir şeyler hissedebiliyor oluşu rahatlattı onu.. Asla bırakmayacağın yazmayı dedi, yürümeyi, koşmayı ve gerekirse uçmayı tekrar öğrenebilirim.. Ama biliyordu; şekeri hak etmesi için önce ödevlerini zamanında yapması gerekiyordu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder