26 Eylül 2013 Perşembe

Değişim

Okul açıldığından beri kendimde hissettiğim bir şey; değişim.. Eskiden ilk hafta okula doğru düzgün uğramaz, devamsızlıkları (özellikle ENG 101 dersi) sınırına dayandırır, sonra da kalmamak için mecburen giderdim okula.. Hatta bazı derslerim oldu ki uzun süre boyunca hiç gitmemişim, tam gitmeye heveslendiğim hafta "Aman ya gideceğim de ne olacak, sınıfta eğreti duracağım, hem kimseyi de tanımıyorum, hoca o kadar hafta sonra neden geldin çocuğum demez mi?" diye düşünerek gitmekten vazgeçerdim.. Kaldığım birçok dersten de devamsızlıktan kaldım zaten üstünüze afiyet.. Ama şimdi bir bakıyorum kendime, mentalite tamamen olmasa da büyük çoğunlukla değişmiş.. Bırak devamsızlık sınırına dayanmayı, aman derse gideyim de geri kalmayayım diye düşünür olmuşum.. Hayırlısı olsun valla, tabii ki kötü bir değişim değil bu, aksine tam bir fırsat benim için ama insan şaşırıyor "Bu ben miyim?" diye..
Daha demin de HCIV 101 çalışıyordum ki kendisini 4. kez alıyorum, ilk 3 seferde kalma sebebimi tahmin edersiniz... :D Antik Mezopotamya ile ilgili haftaya Salı sınıfta grup arkadaşımla sunum yapacağız, asistana da mail attım önümüzdeki birkaç saat içerisinde sunum içeriğinin nasıl olacağını anlatan bir mail atsın bize diye ama hocadan ses çıkmadı.. Mecbur yarın hocanın kendisine sormam gerekecek nasıl sunacağız biz bu mereti diye.. Gerçi daha önceden çok sunum yaptım amma velakin belki bunlar farklı bir şekilde isterler sunmamızı diyerek araştırma ihtiyacı duyuyorum.. Nitekim ortada daha sunmayı bırak sunumu hazırlayacak hiçbir şey yok, asistan sağolsun..
Neyse bırakalım HCIV i, asistanı da yarın tamı tamına 6 saat derse girmem gerekiyor ve uzun süredir bu kadar derse aynı anda girmediğimden bünyem kaldırır mı acaba diye endişelenmiyor da değilim :D Neyse ki 8:30'da değil de 10:30'da başlayacak yarınki dersler.. Bu da demek oluyor ki normalde uyuduğumdan 2 saat fazla uyuyacağım.. Ama saat gecenin 1'i olmuş, şimdiden ekstra 2 saatin birini kaybettim bile.. Bu yazıdan sonra yatar uyurum artık mışıl mışıl (inşallah, amin :D )..
Bir de söylemeden edemeyeceğim, özledim buraya yazı yazmayı.. Bir süredir dersler, okul ve diğer şeyler arasında koşuşturmaktan bilgisayara adam akıllı oturup uzun soluklu yazılar yazamamıştım, şu an mest oldum o yüzden yazı yazmaya vakit bulabildiğim için :D
Vee son olarak artık yatayım ki kalan ekstra 1 saati de kaybetmeyeyim, derslerin 2 saat geç başlayacak olması bir işe yarasın :)
Hadi iyi geceler hepimize, çok öptüm :D
Ben yokken kendinize iyi davranın, kırmayın kendinizi de başkalarını da :D
Hadi tekrar görüşürüz inşallah yakın zamanda :)

17 Eylül 2013 Salı

Dinlenmek...:)

Sonunda evdeyim, yemeğimi yedim, dizimi izliyorum.. Kucağımda bilgisayarım, yanımda öğrenmeye niyetlendiğim ama henüz başlayamadığım gitarım duruyor.. Dinlenmenin keyfi gibisi yok gerçekten :)
Yarın da direksiyon dersim var.. Hafta sonu sınava gireceğim ama hala sınav güzergahı hakkında tam olarak bir fikrim yok, o yüzden de endişeliyim biraz.. Geçen yıllara oranla direksiyon sınavını daha da zorlaştırdıkları için daha da geriliyorum haliyle.. Sürüşüm iyi, park da edebiliyorum ama güzergahı karıştırmaktan korkuyorum.. Umarım sınav zamanı geldiğinde telaştan iyice karıştırmam da sakin kalmayı başarabilirim... Yarın da sanırım son şansım güzergahı kafamda iyice oturtmak için, yarın daha dikkatli araba kullanacağım o yüzden..
Bu arada yarın artık ablamlarda kalmayı bırakıp kendi evimize geçeceğiz.. Her ne kadar buradaki günlerimi rahat ve güzel geçirmiş olsam da kendi odamı, kendi yatağımı, yastığımı özledim.. Duvarlarımın rengini bile özledim, yatarken duvara baktığımda posterlerimle kaplı duvarımı görmeyi özledim.. Odamdaki kocaman, eski mi eski olmasına rağmen 12 kanalıyla hala kendine maşallah dedirtecek kadar iyi çalışan ahşap televizyonumu özledim.. Odama geldiğimde kıyafetlerimi ve elimdeki eşyaları kafama göre istediğim yere fırlatabilmeyi özledim.. Özledim de özledim yani, umarım eve geçince de her şey güzel devam eder...
Bugün erken yatmayı planlıyorum çünkü bildiğiniz gibi gün içinde uykusuzluktan orada burada uyuyakala kala gezdim, derslere girdim.. Yine de International Relations 101 dersinde baya bir not tutmayı başarabildim.. Hocamız da Yunan, adı Athina ve çok güzel bir kadın, iyi ki erkek öğrenci değilim :P
Her neyse, güzel bir gündü anlayacağınız hem okul anlamında hem de diğer yönlerden işte, anlarsınız ya ;) Uzun zamandır ilk defa sanırım 2 gündür aralıksız güzel geçiyor, umarım bundan sonra da böyle devam eder :)

OFFFF!

English and Composition 101 dersinden yeni çıktım, çok uykuluyum.. Özellikle ilk ders hoca konuşurken uyuyakalmışım.. Hatta ders arasında tuvalete gittiğimde orada da uyuyakalmışm, anlayacağınız bu yazıyı yazarken de uyuyakalabilirim her an.. Zaten yazarken sürekli hata yapıp eksik harfle kelime yazmaya çalışıyorum, sürekli geri dönüp düzeltip devam etmek zorunda kalıyorum.. Baya bir meşakkatli iş yapıyorum yani.. Gece 00:22'de yatıp sabah 06:45'te uyanmış olmama rağmen neden böylesine uykuluyum bilmiyorum.. Canım acayip çok kahve istiyor, bardak bardak Iced Mocha içesim var durmadan... Birazdan dizi izlemeye geçmeyi düşünüyorum, Death Note, ama umarım onu izlerken de uyuyakalmam.. Diziden sonra veya dizi izlerken beklediğim kişi gelirse beraber yemek yemeğe yemekhaneye geçeriz, acıktım da çünkü.. Bilkent'in ortasında açlık, uykusuzluk, yorgunluk ve kahve içme isteğimle kendi Survivor'ımı yaşıyorum resmen... Neyse hayırlısı, hadi bana dizi izlerken kolay gelsin, sonra tekrar görüşürüz nasılsa...

16 Eylül 2013 Pazartesi

Özlem...

Bugün bir kez daha anladım her şeyin geçici olduğunu, eninde sonunda biteceğini..
Uzun süredir görmediğin bir insanla arandaki mesafeler bitmeyecek gibi düşünürsün, üzülürsün, hırçınlaşırsın ama gün gelir yan yanasınızdır, el elesinizdir.. Beraber oturur, sanki hiç ayrılmamış ve aradan onca zaman geçmemiş gibi konuşur, güler, eğlenirsiniz... Birbirinize baktığınızda geçen onca zaman boyunca yaşadığınız ayrılığı, üzüntüyü veya en kötüsü soğukluğu değil de sevgiyi görürsünüz... Aşk mıdır bu bilinmez ama sevgi olduğu kesin...
Kafanızda binbir soru da olsa, hala kendinizi anlamaya ve ne hissettiğinizi analiz etmeye çalışıyor da olsanız, onun gözlerinde gördüğünüz şey katıksız sevgidir..
Gülümsediği zaman, elinizi tuttuğu, yanağınızı okşadığı zaman hatta dediğim gibi sadece size baktığı zaman bile tek gördüğünüz sevgidir.. Onun içinden taşıp size gelen, sizin içinizden taşıp ona giden sevgi..
Geçen onca zaman boyunca yaşananlar aklınızdadır ama bir kenara atmışsınızdır hepsini, sonra düşünmek ve karar vermeye çalışmak üzere rafa kaldırırsınız.. Onca zaman sonra onun yanındayken tek hissetmek istediğiniz sevgidir.. Acıkmışsınızdır ailenizden biri olmasa da bir yabancının sizi her koşulda çok seviyor olmasına.. O yabancıya hissettiklerinizi, aklınızda sorular olmadan ona göstermeyi özlemişsinizdir.. Onun yanında her şeyi unutup mutlu olmaya hasret kalmışsınızdır..
Ama yine de onu görünce, tek bir an da olsa özlediğiniz, onca zamandır hissetmeye aç kaldığınız sevgiyi hissediverirsiniz birden hiç düşünmeden.. Tek bir an bile göz göze gelseniz o sevgi içinize akıverir.. Siz de bilirsiniz kendi gösterilmeye aç kalmış sevginizin içinizden taştığını...
Öyle yani.. Bu kadar duygusallık yeter :) Sonuç olarak, dediğim gibi her şey eninde sonunda son buluyor.. Öğrenip farketmesi biraz zaman alıp acı verse de evet, her şey günü geldiğinde bitiyor...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Rüzgar...:)

Rüzgar.. Benim güzel yeğenim, benim yakışıklı yeğenim..:)
Henüz 1 aylık bile değilsin ve senin için yazdığım ilk yazı da bu yazı..:)
Bir mucize derler bebekler için, gerçekten de öyle.. Sen bizim mucizemiz oldun :) Nasıl geçtiğine dair en ufak bir fikrimin bulunmadığı berbat bir yaz tatilinin tek güzel yanısın sen.. Her gün gülmek için bir sebep mutlaka bulabiliyorsam bu senin sayende :)
O küçük küçük gülümsemelerinle hatta ağlayışlarınla bile benim içimi tarifsiz bir huzurun kaplamasına sebep oluyorsun..:)
Öyle hayranım ki sana, ağlarkenki yüz ifadelerini bile senin acı çektiğini bilmesem saatlerce izleyebilirim..
Öyle çok seviyorum ki seni, sen kucağımdayken çok sıktığımda sana zarar verme ihtimalim olmasa şu anki sarılma şiddetimden kat kat fazlasını uygulayasım geliyor seni her kucağıma aldığımda..
O kadar güzel kokuyorsun ki, günlerce, haftalarca, aylarca sadece senin kokunu alarak yaşayabilirim sanırım...
İşin özü henüz 1 aylık bile olmamana rağmen sanki çoktandır bizimleymişsin gibi hissediyorum sana bakarken, içimi taşacakmışçasına sevgi dolduruyosun her seferinde...
Öyle yani.. Bu ilk yazım seninle ilgili olan, acemiliğime ver :) Yine büyüdüğünde eğer bir gün okursan, beğenmen ve ondan da öte, mutlu olman, bizim için ne kadar değerli olduğunu hissetmen dileğiyle..
SENİ ÇOOOOKKK SEVİYORUMMMM :) :) :)

13 Eylül 2013 Cuma

Bağlılık mı yoksa Mutsuzluk mu???

Bu yazının konusunun evlilik olmasını istedim çünkü bana göre çok alengirli bir konu kendisi...
Bazılarımızın aklına evlilik denince ilk olarak bağlılık gelebilir ya da sevdiği insanla bir ömür beraber mutlu olmak.. Ama bana çürüyen ilişkileri düşündürüyor evlilik.. Çürümüş, içten içe yok olmaya yavaş yavaş başlamış ve zaman ilerledikçe yok olma hızı da artmış ilişkiler.. Yok olmanın da ötesinde mutsuzluktan kendi varlıklarını bile unutmuş çiftler geliyor aklıma evlilik dendiği zaman.. Bir imzayla hayatları birbirine düğümlenmiş ve özellikle uzun zamandır birlikte olan çiftlerde şunu görüyorum genellikle; "Artık bunun ötesini yapamaz bana!" diye düşünüyorlar fakat ya ortada çocukları olduğu için ya da geçen yılların hatırına boşanmayı düşünmüyorlar (tabii bu dediğim şey, her şeye rağmen inatla devam eden ilişkiler için geçerli).. "O kadar yıl onunla geçirdikten sonra yalnız olmayı göze alamam." diyor bazısı, bazısı da "Gençliğim elimden gitmiş, bundan sonra kimi bulacağım da kiminle evleneceğim? En iyisi eldekiyle idare etmek.." diyor.. Bunlar ne kadar mantıklı bilemiyorum tabii, sonuçta hiç evlenmedim ve düşünmüyorum da evlenmeyi..
Neden mi peki?
Çünkü tüm bunları gördükten sonra insan tüm evliliklerin -istisnalar hariç- aynı süreçten geçeceğine inanıyor.. Aynı mutsuzluk ve çürüme sürecinden... Eninde sonunda bütün evliliklerin kendi kendilerini tüketmeye başlayacaklarına inanıyor.. Hala devam ediyor bile olsalar aslında ruhlarının çoktan ölmüş olduklarına inanıyor..
Hem hayat kişisel anlamda bu kadar zorken neden bir başkasının getireceği veya yol açacağı sorunları göğüslemek ister ki bir insan? O kişiye çok aşık olduğu için mi? Tüm hayatını ne olursa olsun onunla geçirmek istediği ve fikrinin geçen yıllar içerisinde asla ve asla değişmeyeceğine inandığı için mi? Yoksa çok güçlü bir karakteri olduğuna inanıp ne olursa olsun hiç pes etmeyeceğini düşündüğü için mi? Pes etmeyi geçtim, o insanın onu hiç yormayacağına inandığı için mi? En fenası da karşısındakinin iyisiyle kötüsüyle bütün özelliklerini bildiği halde kendi benliğini hiçe saymak uğruna onun her şeyine katlanmayı göze aldığı için mi? İnanın bilmiyorum.. İlerde bunlardan biri yüzünden evliliğe karşı benimsediğim soğuk bakış açım değişir mi, onu da bilmiyorum..
Bildiğim tek bir şey var evlenmeye cesaret edebilmek hakkında.. O da; bir insan yukarıda yazdığım sebeplerden hangisi yüzünden olursa olsun, eğer bir kişiyle evlenmek istiyorsa, o kişinin olağanüstü bir insan olduğunu düşünmeli. Ya da belki de çoktan düşünüyordur bile?...
Peki diyeceksiniz ki; "O zaman yıllar geçmiş olmasına rağmen mutluluklarından bir damlasını kaybetmemiş çiftler nasıl hala bu kadar sağlam kalabildiler?".. Bunun cevabını da bilmiyorum.. Ama sanırım birbirlerine olan inançları çok güçlüdür veya çok iyi muhabbet ediyorlardır.. Ya da ne bileyim, belki ikisi de çok iyi birer tavla oyuncusudur :)
Yani işin özü, evleneceğin adamın/kadının hem sana kendini olağanüstü hissettirmesi lazım hem de senin, onların olağanüstü birer insan olduklarını düşünmen lazım...
Ve tabii (evliliğe belki sıcak bakarım ilerde diye söylüyorum bunu) umarım hepimiz, bizim için olağanüstü olan kişilerle tanışma ve bir ömrü onlarla geçirebilme fırsatını bulur ve değerlendiririz... Ama dediğim gibi benim durumum muamma...:)

12 Eylül 2013 Perşembe

İşte biz...

Direnişler devam ederken insanlığımızı kaybetmedik çok şükür direnişçiler olarak.. Polisin biber gazına karşı maskelerimiz, plastik mermilerine karşı insanlığımız var.. Yakarak yıkarak, sakatlayıp öldürerek değil, bulunduğumuz bölgelerde gördüğümüz ne kadar sokak hayvanı varsa polis teröründen zarar görmesinler diye kucaklayarak uzaklaştırıyoruz tehlikeli bölgelerden.. Sokaklarda kaldırım kenarlarına oturmuş satranç oynuyoruz direnirken.. Şarkılar türküler söylüyoruz cesurca.. Karikatürler çiziliyor, espriler yapılıyor.. Hala böyle umutluyuz çünkü biz henüz başkalarının hizmetine girmedik.. Hala vatan millet derdindeyiz, hala özgürlük istiyoruz, hala insanlık istiyoruz... İnsanlığını kaybedip kendi insanını öldürmekten zerre kadar çekinmeyenlerin aksine hala sevgi ve şefkat doluyuz.. İşte tüm bunlar zaten bizi hala "insan" sınıfında tutan... İşte bazı güzel fotoğraflar:















Plastik???

İstanbul - Kadıköy'de plastik mermiyle yaralanan bir direnişçinin fotoğrafları... Çok yazık çook...!!!


Wireless Şifreleri

Ben her ne kadar kişisel planlarımdan bahsedip siyasi yazılara ara vermiş gibi gözüksem de işte yine buradayım.. Türkiye genelinde olaylar hala devam ediyor hala.. Eylemciler bir yandan direnip özgürlüklerini ararlarken bir yandan da olanı biteni internet aracılığıyla sosyal medyada paylaşıp, biz pasif direnenleri durumdan haberdar etmeye çalışıyorlar.. Sağolsunlar.. Ben de dedim ki; "Madem öyle, benim de bir faydam dokunsun ve en azından İstanbul - Kadıköy'de bulunan bazı mekanların wireless şifrelerini yayınlayayım..".. İşte o şifreler -keşke daha fazlasını bilseydim..-:


Umarım birilerine bir faydam dokunur...

Konu arasında...

Önemli kararlar aldım hayatımla ilgili.. Hayatımı yoluna sokacak ve benim için geleceğim konusunda bir ışık yakabilecek nitelikte kararlar.. Tabii şimdilik bir dönemlik kararlar olacak bunlar yani uzun sürede değil en fazla bir kaç ay içerisinde gerçekleştirip sonuçlarını görebileceğim kararlar.. :) Öncelikleee: 
1) Bu dönem bütün derslerime sıkı sıkıya çalışmam gerek çünkü 3 üstünde bir ortalamaya sahip olmam gerekiyor.
2) Spora başlıyorum, artık daha fit ve sağlıklı olacağım.
3) Uyku saatlerimi düzene sokmam gerek çünkü düzensiz uyumam derslerime olumsuz etki yapıyor.
4) Kalpler:1 - Lösemi:0 projesine de düzenli devam etmek istiyorum, en azından elimden geldiğince katılmalıyım ki topluma gerçek anlamda bir faydam olduğunu kendi gözlerimle görebileyim.
5) Belki frizbiye de devam ederim spora gitmemin yanı sıra, hem böylesi daha eğlenceli olur benim için de.
6) Aynı şekilde bu da kesin bir karar olmamakla birlikte GazeteBilkent'e tekrar katılıp, yazılarımı orada da yayınlamak istiyorum.
7) Yine okulla ilgili bir karar bu da; devamsızlık yapmamalıyım zorunda kalmadıkça çünkü ne kadar çok devamsızlık yaparsam derslerden o kadar çok uzaklaşmış olurum..
8) Kendime daha çok özen göstermeliyim çünkü şu hayatta gerçekten her şartta güvenebileceğim tek kişi kendimim ve ben kendime bakmayı hak ediyorum :)
9) Çevremdeki insanlarla olan ilişkilerime de daha çok özen göstermem gerek çünkü uzun süreli yalnız kaldığımda işler sarpa sarıyor.
Veeeeeeee....
10) Burada yazmaya başladığım yazılarıma da devam edeceğim çünkü bu da kendimi iyi hissetmemi sağlayan işlerden bir tanesi..
Şimdilik bu kadar.. Arada başka kararlar alırsam veya bunların herhangi birinden vazgeçecek olursam yine yazacağım buraya :) Yani 10. Madde sanırım hiç değişmeyecek... :)

Bugün 12 Eylül......

Bugün rengim siyah... Sadece bu kadar...

11 Eylül 2013 Çarşamba

Saklanın!

İşte size binaların içine girip eylemci arayan polislere kanıt..!!!
Adi insanlar..!!!
Yer: Kadıköy-İstanbul-Türkiye


Nöbetçi Eczaneler

Türkiye genelinde müdahaleler devam ediyor hala, öyle ki polis artık kaçan eylemcileri bulmak için bina içlerini bile arar olmuşlar.. Tabii yaralanan eylemciler de cabası... İşte nöbetçi eczaneler, adresleri ve telefon numaraları.. Umarım birilerine faydası dokunur...


İSTANBUL 2013 UNUTMA!..



Ve bir de olimpiyatlar var tabii, nasıl unuturuz? Başbakanın seçtiği bir komitenin yaptığı sunum ve tanıtım filminde "çapulcuların" kullanılması -türbanlı bacılardan zerresi yoktu- bile kurtaramadı bizi, olimpiyatlar Tokyo'ya yâr oldu...
Olimpiyat komitesi bile göremedi bizim aslında ne kadar insanını seven, ne kadar gelişmiş bir ülke olduğumuzu.. İyi ki bi Ethem, Ali İsmail, Medeni, Abdullah, Mehmet öldü.. Hemen aldılar sevgili olimpiyat hakkımızı... Biz bu kadar güvenli, yaşamaya ve uğrunda savaşmaya değer bi ülkeyken, hiçbir gencimizin canını almıyorken -o saydığım isimler talihsiz kazalar sonucu öldüler tabii- bize hor gördüler bir olimpiyatçık düzenlemeyi, düzenleyip de tekrar ve tekrar borca girmeyi... Halbuki  bunca aç insanımız varken, bunca insanımız ölüyor, bunca ağacımız kesiliyor, bunca hakkımız elimizden alınıyorken ne kadar da çok istiyorduk bir olimpiyat düzenleme işi de bize verilsin... Ne kadar da hakediyorduk bunu.. Zalim olimpiyat komitesi, bizi güvenliksiz bir ülke buldu, o dolambaçlı, bi ucundan girince diğer ucundan çıkmanın en az yarım saat sürdüğü yollarımızı yeterli bulmadılar..
Ayrıca Ahmet Atakan'ın kendi ülkesinin polisi tarafından öldürüleceğini, bir ailenin daha perişan olacağını, diğer bir çok vatandaşın da yaralanıp belki sakat bırakılacağını düşünmüş olmalılar ki bize güvenliksiz demişler...
Ne diyelim, hayırlısı böyleymiş.. Ama keşke biraz daha borca girip, biraz daha zamlanıp, kısıtlanıp, aç kalıp o olimpiyatları biz düzenleseydik... Bu en çok bizim hakkımızdı...!!!



10 Eylül 2013 Salı

155 - Alo Kiralık Katil

Şu anda Türkiye genelinde Ankara, İstanbul, İzmir, Hatay, Mersin, Adana, Eskişehir ve diğer birçok şehirde eylemler devam ediyor hem ODTÜ'ye destek vermek için hem de dün Ahmet Atakan'a yapılanlardan dolayı.. Her yer her yerde, her yer biber gazına bulanmış durumda.. İstanbul da dahil bir çok ilimizde eylemlerin olduğu caddeler üzerinde bulunan apartmanların camlarından eylemcilere "Kapılarımız açık, içeri gelebilirsiniz!" diye sesleniliyor ve bu insanlar direnişçilere gaz maskesi atıyor.. Doktorların ve doktor adaylarının bir kısmı eylem alanında direnirken yaralananlara ilk yardım yapmak, gerekirse duruma müdahale etmek için bulunuyor. Polis helikopterleri yine bir çok yerde biber gazına bulayacakları bölgeleri belirlemek için aşağıya ışık tutup kalabalığın yoğunluğuna bakıyorlar.. Arabalar TOMA geçişlerini engellemek amacıyla yollara parketmiş durumdalar.. Bazı bölgelerde POMA adı verilen araçlar direnişçiler tarafından polis terörüne karşı kullanılmakta.. Bazı direnişçiler oturma eylemi yapmakta, aralarından bir kısmı göz altına alınmış durumda, bir kısmı hastanelerde acil servislerde midahale altında.. İşte size bazı fotoğraflar.. Ve söylemeden edemeyeceğim, Allah bunu yapanların hepsinin tez zamanda hakettiğini versin inşallah!!! (Bu arada dünkü haberlerin söylediğine göre Hatay'da polis bir hastanenin acil servisinin içine de biber gazı atmış, olayı bizzat yaşayanlar anlattı ve bu insanlardan biri de Hatay Valisi...)