11 Haziran 2014 Çarşamba

Boşluk

İnsan bazen hayatı boyunca sırtlayabileceği bütün yüklerin o an zaten çoktandır sırtında durduğunu düşünür, güçsüzdür, kendince onu anlayacak kimsenin olmadığına inanır etrafında.. Tek bir kişi dışında.. Onunla da birlikte olamayacaklardır.. Kendini bir boşlukta, sonu hiçbir zaman gelmeyecek bir boşlukta sallanıyormuş gibi düşünür.. Hiçbir zaman sonu gelmeyeceği gibi, onu hiçbir yere ulaştıramayacak sonsuz bir boşluk.. Hayalleri vardır, ilerde sahip olmak istediği hayat hakkında sonu gelmez düşünceleri ve istekleri vardır.. Bütün bunları göz önüne alarak hayatına devam etmeye çalışır.. Ama kim sonsuza kadar geleceğin hayalleri için yaşayıp mücadele edebilir ki? Ben bilmiyorum.. İnsanın gücü ne zaman biter, ne zaman pes eder, ne zaman tekrar ayağa kalkacak gücü bulur ve yoluna devam etmeye karar verir.. En ufak bir fikrim bile yok.. Hep en kötü şeyin yere düşmek değil, düştüğünde geri ayağa kalkamamak olduğunu söyler dururlar.. Peki dayanacağı hiçbir şeyi, hiç kimsesi, hiçbir nedeni kalmadığını düşünen insan nasıl geri ayağa kalkacak gücü kendinde bulabilir? Hangi sebeple ayağa kalkması gerektiğini söyleyebilir kendine? Hala o sonsuz boşluktayken ve etrafı zifiri karanlıkken neyin yardımıyla etrafını tekrar aydınlatacak güce erişir? Kendi iç sesinin yardımıyla mı yoksa ona destek olmaya çalışanların vermeye çalıştığı güçle mi? Hiçbiri değilse neye dayanarak ışık saçmaya ve içinin belki de onu yeni bir boşluğa sürükleyecek umutlarla dolmasına müsaade eder? Peki ya iç sesi susmuş, etrafındakiler gitmişse? O zaman sonsuza kadar karanlıkta mı kalır insan, sonsuza kadar ne ileri ne geri gidebildiği, onu her gün daha fazla boğan, her gün daha fazla dayanma gücünü elinden alan, her gün onu biraz daha dibe sürükleyen o boşlukta mı kalır? Ne kadar dayanır peki? Ne kadar sabreder hayallerine ulaşmaya çabalamaya ya da ömür dediği anlamsız zaman parçasının tamamını o boşlukta sürdürmeye? Aynı süre değil midir zaten? Hayallerine ulaşana ya da ulaşmaya çalışana kadar çabaladığı her an, her saniye, her gün bir ömre bedel değil midir? Her biri aslında içinde bulunduğu ve kurtulmaya çabaladığı o boşlukla eş değer değil midir? Peki hangisine güvenmeli insan? Her gününü daha fazla acıyla ve hayal kırıklıklarıyla geçirdiği ama aslında neler olabileceğini az çok tahmin edebildiği o sonu gelmeyecek boşluğa mı yoksa eğer çabalarsa elde edeceğini düşündüğü ama aslında hiçbir garantisi olmayan, her dakikası, her günü bir ömre bedel olan hayallerine mi? Hangisi daha dürüst insana gerçekleri anlatırken? Bilmiyorum..