Kız "Neden?" diye sordu kendi kendine. "Neden beni sevmeyen bir adamla aynı evde yaşamak zorundayım? Yok mu başka çarem? Yok mu başka çalacak kapım? Bu kadar elim kolum bağlı mı gerçekten de?" Ama cevabı yoktu. Adam babasıydı kızın. Bir zamanlar kahramanı olan ama şimdilerde yüzüne bile bakmaya tahammülü olmadığı babası.. Canı yanıyordu her yakınlaştıklarında.. Bir yerden mutlaka açığını buluyordu babası kızın ve her yakınlaşmanın sonu kızın biraz daha incinip içine dönmesiyle son buluyordu.. Kız, kendi kendine kaldığı her an "Bak gördün işte, böyle olacaktı zaten, neden yakınlaştırdın kendini ona senin canını hala bu kadar acıttığı halde. Hem de istisnasız her seferinde." diyerek azarlıyordu kendini. Sonra devam ediyordu söylenmeye; "Daha dikkatli ol bundan sonra. " diyordu dinlemeyeceğini bile bile.. Niye dinlesindi ki? Küçük bir kız olduğu zamanları hatırlayıp, babasıyla şakalaşmalarını, gülüşlerini, oyunlarını düşündükçe her şey eskisi gibi olabilir sanıyordu kız. Ama her seferinde bu kısır döngü tekrarlıyordu kendini.. Kız araları bozukken kendini bir daha içini açmayacağına dair şartlıyor, her seferinde adam kızın kafasında soru işaretleri uyandırmayı başarıyordu. Soru işaretlerine yenik düşen kız da yine eskileri düşünüyor, yine kendini adama açıyor ve yine incinerek dönüyordu kafasının içindeki dünyaya.. Yıllardır çaresini de bulamamıştı.. İyi davranmayı denemişti, mektuplar yazmıştı, alıp karşısına konuşmuştu, hatta kimi zaman "Acaba bende mi bir yanlışlık var" deyip kendini bile sorgulamıştı kız.. Ama her ne yaparsa yapsın, o Allah'ın belası kısır döngüyü bir yerinden tutup parçalamayı becerememişti.. Bırak parçalamayı, ucundan bile tutamamıştı.. Her seferinde tam tutacak gibi oluyor ama milyon kez yaşadığı gibi ellerinden kayıp gidişine şahit oluyordu.. Tek yapabildiği (?) arada sırada döngüyü yavaşlatmaktı ama bu da sadece ona daha fazla acı veriyordu her seferinde.. "Daha fazla acıya yer yok" demişti kız kendi kendine milyon kez ve belki milyon kez daha büyük acılarla boğuşmak zorunda kalmıştı.. Daha büyük acılarla boğuşup, yere yığılıp bir süre etrafını izlemişti.. O yere düştüğünde bile dünyanın döndüğünü, her şeyin aynen devam ettiğini farkettiğinde bir kez daha incinmişti.. Küçüklüğünden kalma gülüşleri kırılmıştı, gamzeleri dökülmüştü yerlere bin bir parçaya ayrılarak.. Ama kalkmak zorundaydı.. Bir daha, daha da şiddetli düşecek olsa bile o an kalkmak zorundaydı.. Toparlamalıydı kendini.. Toparlayıp silkinmeli, üstündeki kiri pası atmalıydı.. Kendine bakmalıydı aynada.. Yaralarını tespit etmeli ve kendi ilacı olmalıydı.. Gerekirse bir kedi gibi yalayarak iyileştirecekti yaralarını.. Ama en azından denemeliydi.. O vücut, o beyin ve her şeyden önemlisi o yürek kıza lazımdı daha.. Başka adamları sevecekti o yürekle, deli sevdalara tutulacaktı.. "Varsın bir kez de onlar düşürsünler" diye düşündü kız, "Alıştım nasılsa".. İnsanların acılarına ortak olup, yardım eli olacaktı kız o yürekle.. Gülümseyecekti gerekirse her gün, her an.. Benim hissettiklerim, benim acılarım başkalarının da acısı olmasın diye düşünüyordu çünkü.. Bu yüzden yanaklarına ve başına ağrılar girene kadar gülümseyecekti.. Gerekirse ağlarken bile gülümseyecekti.. "Bırak başkaları istediklerini düşünsün, bırak herkes seni mutlu sansın, bırak isteyen istediğini söylesin senin hakkında. Sen sakın gülümsemeni dudaklarından ve gözlerinden eksik etme. İşte o gün gerçekten kalkamaz olursun düştüğün yerden." demişti kız kararlı kararlı.. Dediğini de yapmıştı.. Gerekirse her akşam evinde ağlıyordu ama insanların arasındayken bir sebep olmasa da o hep kocaman gülümseyişler dağıtıyordu başkalarından da gülücük toplayabilmek için.. Kahkaha atmasalar da olurdu, ufacık gülümseseler, hatta sadece gözlerinin kenarları hafif kırışır gibi olsa da olurdu kız için. O, her ne kadar babasında başarılı olamamış olsa da, diğer insanların hayatlarına dokunduğunu bu yolla anlayacaktı.. Parmak izleri kalacaktı o insanların hayatlarında.. Belki unutulacaktı bir gün, belki kendisi unutacaktı yaşadıklarını ama yine de pes etmeyecekti gülme mücadelesinde.. Babasının onu ağlattığı ölçüde kuvvetli gülecekti.. Babasının onu yaraladığı, paramparça ettiği ölçüde derman olmaya çalışacaktı başkalarının yaralarına.. Yemek yerken gülecekti, su içerken, film izlerken, insanlarla konuşurken, müzik dinlerken.. Belki yolda yürürken durduk yere kahkaha atacaktı bir başkasına ufacık da olsa neşe kaynağı olabilmek için.. Ağaçlara, çiçeklere, yola, dağa, taşa selam verecekti.. Onlara da gülümseyecekti.. Yoktu çünkü kızın başka çaresi, yoktu tutunacağı daha sağlam bir dal.. Gülümsemeye tutunmuştu bir kere ve bırakmaya da niyeti yoktu kolları artık onu çekemediği ve uçuruma yuvarlanıp öldüğü güne dek.. Böyle sürecekti hayatı.. Yine de düşündü kız her şey daha farklı olamaz mıydı diye, daha mutlu olamaz mıydık? "Madem beni sevmiyor, madem ona yaklaşıp incinmekten, tekrar kırılmaktan ölesiye korkuyorum, neden hala aynı evde yaşıyoruz? Bunu yapmak zorunda mıyım? Neden her gün onu görmeye devam ediyorum?" diye sordu tekrar kendine.. Daha sonra defalarca deneyip sonucuna vardırmayı beceremediği intihar girişimleri geldi aklına.. Çıkıp gitmeyi bile beceremediği bu dünyada, bu evde yaşamak zorundaysa, bunu kendini diğer insanları mutlu etmeye adayarak yapmaya çalışacaktı.. Yoktu başka çıkar yolu çünkü.. Gülümsemezse ölecekti ruhu...
21 Ocak 2016 Perşembe
1 Ocak 2016 Cuma
Yeni adımlar...
Sağ taraf daha önce defalarca gittiğim, yeri geldiğinde geri dönüp baştan gittiğim bir yoldu.. Her bir santimini avucumun içi gibi biliyordum.. Güzel anılarım vardı o yoldayken yaşadığım, unutulması imkansız anılar.. Mutluluklar, acılar, ayrılıklar, barışmalar, özlemler, aşklar.. Hayal edebileceğim nerdeyse her şeyi yaşadığımı düşünürdüm o yoldayken.. Bir insanın başına iyisiyle kötüsüyle gelip gelebilecek her şey... Aradan uzuun yıllar geçti ve ben o yolda çakılı kaldığımı farkettim.. Ne ileri gidebiliyordum ne geri dönebiliyordum.. Başımı çevirdiğimde etrafımdaki her şeyin hep oldukları yerde kalmaktan tozlandığını gördüm.. Hepsi, hep aynı yerde durmaktan yıpranmışlardı.. Sonra başımı eğdim, ellerime baktım.. Avuç içlerime.. Boşlardı.. Çizgiler vardı ellerimde, yılların birikmişliğiyle oluşan çizgiler.. Sonra, aslında onların bende uzun zamandır var olduğunu ama benim onları daha yeni farkettiğimi anladım.. Cebimdeki aynayı çıkardım sonra, yüzüme baktım.. İlk bakışta anlayamadım pek bir şey, aynayı bluzumla ovalayıp tekrar baktım.. Bir hata olmalıydı.. Ellerimi anlardım, sürekli bir şeylerle uğraşmaktan yıpranmış, eskimiş olabilirlerdi.. Peki ama ya yüzüm? Bakışlarım? Gözlerim? Onlar neden bu kadar durgunlardı? Neden bu kadar boş, bomboş kalmışlardı? Kafamda bu soruları cevaplamaya çalışırken farkettim, etrafımdaki tozlanmış her şey gibiydim ben de.. Kendimi kaybetmiştim, hep aynı yolda olmaktan, hep aynı şeyleri yaşamaktan boşalmıştı içim.. Dedim ya; çakılı kalmıştım o yolda... Düşündüm sonra uzun uzun.. Gücüm yettiğince düşündüm; ne yapacaktım bundan sonra ben? Nereye gidecektim? Bu yolda dikilmekten, bu boşluk içinde yüzmeye çalışmaktan başka bir seçeneğim var mıydı? Zamanla ölmeyi mi bekleyecektim bu tozlu yolda? Yoksa hiçbir noktasını bilmesem de diğer yola dönmeyi mi deneyecektim? Bir karar verdim hemen ardından.. Yeterince kaybetmiştim kendimi bu yolda, yeterince hücremi bırakmıştım buradaki yaşadıklarımın içine.. Yeteri kadar kahkaha, yeterinden fazla gözyaşı gömmüştüm bu toprağın altına.. Halbuki henüz 23 yaşımdaydım.. Kabuğundan uzun süre önce çıkmış ama gün ışığına henüz alışamamış bir kuş yavrusu gibi.. Sonra topladım kendimi.. yanıma sadece ruhumu alarak başladım yolun başına geri yürümeye.. Yavaş ama sakin adımlarla, nefesimi dinleyerek yürüdükçe yürüdüm.. Uzun bir yol gitmiştim belli ki bugüne kadar.. Acısıyla sevinciyle upuzun bir yol.. Ama vardığım yer hiçbir yerdi... Ufuk çizgisini yakalamaya çalışmaktan yorulmuştum ve kendi ufuk çizgimi yaratmaya karar vermiştim.. Buydu geri dönmemdeki sebep.. Buydu bana yolun başına dönme kararımı aldıran sebep.. Kendi ufuk çizgim olacaktım.. Belki başkalarına da güneş ışığı olabilirdim böylece.. Ne de olsa güneş hep ufuktan doğup ufuktan batmıyor muydu? Bir iki kırıntısını bırakmıştı bende belki de.. Tüm bunları düşünürken bir baktım, yıllaar yıllar önce bu ayrımdan ilk adımımı attığım yerdeydim artık.. Arkamda yıllarımı verdiğim, yıllarını aldığım ve asla unutmayacağım eski yolum; bu yolun hemen yanında da sadece girişini görebildiğim ve hakkında girişinden başka hiçbir şey bilmediğim yepyeni bir yol vardı.. Görünüşe göre ilk yola kıyasla daha dikkatli yürümem gerekecekti bu yolda, adımlarımı emin atmalıydım.. Çünkü bu yol diğeri gibi sakin değildi, kendi anılarını yaratmıştı şimdiden.. Bana da yere düşen bardaktan kalan cam kırıntılarının, saç tellerinin, gözyaşlarının, kahkahaların, umutların, özlemlerin, ayrılıkların üzerinde yürümek düşmüştü.. Durdum önce, sordum kendime; göze alabilecek miydim bunu? Bir ses "geri dön" dedi ilk yola, "bildiğin yerde yaşlan, orada geçir kalan yıllarını".. Diğer yanım "öldürme kendini o yolda dedi, yeterince tozlandın, yeterince yıprattın hem o yolu hem de kendini".. Etrafıma baktım tekrar, bir yanda o bilindik eski yol, diğer yanda bilmediğim ama korksam da içinde olmak istediğim yeni yol.. Ve bir karar verdim ben de; eski yolda çakılı kalarak ve daha önce yeni hiç bir şeyin olmadığı o yolda yeni bir şeyler yaşamayı bekleyerek harcamayacaktım umutlarımı, yeniliklere kendim yürüyecektim, kendim yenilik olacaktım.. Belki bu yeni yolun da yeni ayak izlerine ihtiyacı vardır diye düşündüm, yeni dokunuşlara, yeni seslere, yeni kahkahalara ve belki de yeni gözyaşlarına.. Ve böylece yürümeye başladım tekrar; bilmediğim ama öğrenmeyi umduğum o yeni yolda...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)