Sağ taraf daha önce defalarca gittiğim, yeri geldiğinde geri dönüp baştan gittiğim bir yoldu.. Her bir santimini avucumun içi gibi biliyordum.. Güzel anılarım vardı o yoldayken yaşadığım, unutulması imkansız anılar.. Mutluluklar, acılar, ayrılıklar, barışmalar, özlemler, aşklar.. Hayal edebileceğim nerdeyse her şeyi yaşadığımı düşünürdüm o yoldayken.. Bir insanın başına iyisiyle kötüsüyle gelip gelebilecek her şey... Aradan uzuun yıllar geçti ve ben o yolda çakılı kaldığımı farkettim.. Ne ileri gidebiliyordum ne geri dönebiliyordum.. Başımı çevirdiğimde etrafımdaki her şeyin hep oldukları yerde kalmaktan tozlandığını gördüm.. Hepsi, hep aynı yerde durmaktan yıpranmışlardı.. Sonra başımı eğdim, ellerime baktım.. Avuç içlerime.. Boşlardı.. Çizgiler vardı ellerimde, yılların birikmişliğiyle oluşan çizgiler.. Sonra, aslında onların bende uzun zamandır var olduğunu ama benim onları daha yeni farkettiğimi anladım.. Cebimdeki aynayı çıkardım sonra, yüzüme baktım.. İlk bakışta anlayamadım pek bir şey, aynayı bluzumla ovalayıp tekrar baktım.. Bir hata olmalıydı.. Ellerimi anlardım, sürekli bir şeylerle uğraşmaktan yıpranmış, eskimiş olabilirlerdi.. Peki ama ya yüzüm? Bakışlarım? Gözlerim? Onlar neden bu kadar durgunlardı? Neden bu kadar boş, bomboş kalmışlardı? Kafamda bu soruları cevaplamaya çalışırken farkettim, etrafımdaki tozlanmış her şey gibiydim ben de.. Kendimi kaybetmiştim, hep aynı yolda olmaktan, hep aynı şeyleri yaşamaktan boşalmıştı içim.. Dedim ya; çakılı kalmıştım o yolda... Düşündüm sonra uzun uzun.. Gücüm yettiğince düşündüm; ne yapacaktım bundan sonra ben? Nereye gidecektim? Bu yolda dikilmekten, bu boşluk içinde yüzmeye çalışmaktan başka bir seçeneğim var mıydı? Zamanla ölmeyi mi bekleyecektim bu tozlu yolda? Yoksa hiçbir noktasını bilmesem de diğer yola dönmeyi mi deneyecektim? Bir karar verdim hemen ardından.. Yeterince kaybetmiştim kendimi bu yolda, yeterince hücremi bırakmıştım buradaki yaşadıklarımın içine.. Yeteri kadar kahkaha, yeterinden fazla gözyaşı gömmüştüm bu toprağın altına.. Halbuki henüz 23 yaşımdaydım.. Kabuğundan uzun süre önce çıkmış ama gün ışığına henüz alışamamış bir kuş yavrusu gibi.. Sonra topladım kendimi.. yanıma sadece ruhumu alarak başladım yolun başına geri yürümeye.. Yavaş ama sakin adımlarla, nefesimi dinleyerek yürüdükçe yürüdüm.. Uzun bir yol gitmiştim belli ki bugüne kadar.. Acısıyla sevinciyle upuzun bir yol.. Ama vardığım yer hiçbir yerdi... Ufuk çizgisini yakalamaya çalışmaktan yorulmuştum ve kendi ufuk çizgimi yaratmaya karar vermiştim.. Buydu geri dönmemdeki sebep.. Buydu bana yolun başına dönme kararımı aldıran sebep.. Kendi ufuk çizgim olacaktım.. Belki başkalarına da güneş ışığı olabilirdim böylece.. Ne de olsa güneş hep ufuktan doğup ufuktan batmıyor muydu? Bir iki kırıntısını bırakmıştı bende belki de.. Tüm bunları düşünürken bir baktım, yıllaar yıllar önce bu ayrımdan ilk adımımı attığım yerdeydim artık.. Arkamda yıllarımı verdiğim, yıllarını aldığım ve asla unutmayacağım eski yolum; bu yolun hemen yanında da sadece girişini görebildiğim ve hakkında girişinden başka hiçbir şey bilmediğim yepyeni bir yol vardı.. Görünüşe göre ilk yola kıyasla daha dikkatli yürümem gerekecekti bu yolda, adımlarımı emin atmalıydım.. Çünkü bu yol diğeri gibi sakin değildi, kendi anılarını yaratmıştı şimdiden.. Bana da yere düşen bardaktan kalan cam kırıntılarının, saç tellerinin, gözyaşlarının, kahkahaların, umutların, özlemlerin, ayrılıkların üzerinde yürümek düşmüştü.. Durdum önce, sordum kendime; göze alabilecek miydim bunu? Bir ses "geri dön" dedi ilk yola, "bildiğin yerde yaşlan, orada geçir kalan yıllarını".. Diğer yanım "öldürme kendini o yolda dedi, yeterince tozlandın, yeterince yıprattın hem o yolu hem de kendini".. Etrafıma baktım tekrar, bir yanda o bilindik eski yol, diğer yanda bilmediğim ama korksam da içinde olmak istediğim yeni yol.. Ve bir karar verdim ben de; eski yolda çakılı kalarak ve daha önce yeni hiç bir şeyin olmadığı o yolda yeni bir şeyler yaşamayı bekleyerek harcamayacaktım umutlarımı, yeniliklere kendim yürüyecektim, kendim yenilik olacaktım.. Belki bu yeni yolun da yeni ayak izlerine ihtiyacı vardır diye düşündüm, yeni dokunuşlara, yeni seslere, yeni kahkahalara ve belki de yeni gözyaşlarına.. Ve böylece yürümeye başladım tekrar; bilmediğim ama öğrenmeyi umduğum o yeni yolda...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder