21 Ocak 2016 Perşembe

"Gülümsemezse ölecekti..."

Kız "Neden?" diye sordu kendi kendine. "Neden beni sevmeyen bir adamla aynı evde yaşamak zorundayım? Yok mu başka çarem? Yok mu başka çalacak kapım? Bu kadar elim kolum bağlı mı gerçekten de?" Ama cevabı yoktu. Adam babasıydı kızın. Bir zamanlar kahramanı olan ama şimdilerde yüzüne bile bakmaya tahammülü olmadığı babası.. Canı yanıyordu her yakınlaştıklarında.. Bir yerden mutlaka açığını buluyordu babası kızın ve her yakınlaşmanın sonu kızın biraz daha incinip içine dönmesiyle son buluyordu.. Kız, kendi kendine kaldığı her an "Bak gördün işte, böyle olacaktı zaten, neden yakınlaştırdın kendini ona senin canını hala bu kadar acıttığı halde. Hem de istisnasız her seferinde." diyerek azarlıyordu kendini. Sonra devam ediyordu söylenmeye; "Daha dikkatli ol bundan sonra. " diyordu dinlemeyeceğini bile bile.. Niye dinlesindi ki? Küçük bir kız olduğu zamanları hatırlayıp, babasıyla şakalaşmalarını, gülüşlerini, oyunlarını düşündükçe her şey eskisi gibi olabilir sanıyordu kız. Ama her seferinde bu kısır döngü tekrarlıyordu kendini.. Kız araları bozukken kendini bir daha içini açmayacağına dair şartlıyor, her seferinde adam kızın kafasında soru işaretleri uyandırmayı başarıyordu. Soru işaretlerine yenik düşen kız da yine eskileri düşünüyor, yine kendini adama açıyor ve yine incinerek dönüyordu kafasının içindeki dünyaya.. Yıllardır çaresini de bulamamıştı.. İyi davranmayı denemişti, mektuplar yazmıştı, alıp karşısına konuşmuştu, hatta kimi zaman "Acaba bende mi bir yanlışlık var" deyip kendini bile sorgulamıştı kız.. Ama her ne yaparsa yapsın, o Allah'ın belası kısır döngüyü bir yerinden tutup parçalamayı becerememişti.. Bırak parçalamayı, ucundan bile tutamamıştı.. Her seferinde tam tutacak gibi oluyor ama milyon kez yaşadığı gibi ellerinden kayıp gidişine şahit oluyordu.. Tek yapabildiği (?) arada sırada döngüyü yavaşlatmaktı ama bu da sadece ona daha fazla acı veriyordu her seferinde.. "Daha fazla acıya yer yok" demişti kız kendi kendine milyon kez ve belki milyon kez daha büyük acılarla boğuşmak zorunda kalmıştı.. Daha büyük acılarla boğuşup, yere yığılıp bir süre etrafını izlemişti.. O yere düştüğünde bile dünyanın döndüğünü, her şeyin aynen devam ettiğini farkettiğinde bir kez daha incinmişti.. Küçüklüğünden kalma gülüşleri kırılmıştı, gamzeleri dökülmüştü yerlere bin bir parçaya ayrılarak.. Ama kalkmak zorundaydı.. Bir daha, daha da şiddetli düşecek olsa bile o an kalkmak zorundaydı.. Toparlamalıydı kendini.. Toparlayıp silkinmeli, üstündeki kiri pası atmalıydı.. Kendine bakmalıydı aynada.. Yaralarını tespit etmeli ve kendi ilacı olmalıydı.. Gerekirse bir kedi gibi yalayarak iyileştirecekti yaralarını.. Ama en azından denemeliydi.. O vücut, o beyin ve her şeyden önemlisi o yürek kıza lazımdı daha.. Başka adamları sevecekti o yürekle, deli sevdalara tutulacaktı.. "Varsın bir kez de onlar düşürsünler" diye düşündü kız, "Alıştım nasılsa".. İnsanların acılarına ortak olup, yardım eli olacaktı kız o yürekle.. Gülümseyecekti gerekirse her gün, her an.. Benim hissettiklerim, benim acılarım başkalarının da acısı olmasın diye düşünüyordu çünkü.. Bu yüzden yanaklarına ve başına ağrılar girene kadar gülümseyecekti.. Gerekirse ağlarken bile gülümseyecekti.. "Bırak başkaları istediklerini düşünsün, bırak herkes seni mutlu sansın, bırak isteyen istediğini söylesin senin hakkında. Sen sakın gülümsemeni dudaklarından ve gözlerinden eksik etme. İşte o gün gerçekten kalkamaz olursun düştüğün yerden." demişti kız kararlı kararlı.. Dediğini de yapmıştı.. Gerekirse her akşam evinde ağlıyordu ama insanların arasındayken bir sebep olmasa da o hep kocaman gülümseyişler dağıtıyordu başkalarından da gülücük toplayabilmek için.. Kahkaha atmasalar da olurdu, ufacık gülümseseler, hatta sadece gözlerinin kenarları hafif kırışır gibi olsa da olurdu kız için. O, her ne kadar babasında başarılı olamamış olsa da, diğer insanların hayatlarına dokunduğunu bu yolla anlayacaktı.. Parmak izleri kalacaktı o insanların hayatlarında.. Belki unutulacaktı bir gün, belki kendisi unutacaktı yaşadıklarını ama yine de pes etmeyecekti gülme mücadelesinde.. Babasının onu ağlattığı ölçüde kuvvetli gülecekti.. Babasının onu yaraladığı, paramparça ettiği ölçüde derman olmaya çalışacaktı başkalarının yaralarına.. Yemek yerken gülecekti, su içerken, film izlerken, insanlarla konuşurken, müzik dinlerken.. Belki yolda yürürken durduk yere kahkaha atacaktı bir başkasına ufacık da olsa neşe kaynağı olabilmek için.. Ağaçlara, çiçeklere, yola, dağa, taşa selam verecekti.. Onlara da gülümseyecekti.. Yoktu çünkü kızın başka çaresi, yoktu tutunacağı daha sağlam bir dal.. Gülümsemeye tutunmuştu bir kere ve bırakmaya da niyeti yoktu kolları artık onu çekemediği ve uçuruma yuvarlanıp öldüğü güne dek.. Böyle sürecekti hayatı.. Yine de düşündü kız her şey daha farklı olamaz mıydı diye, daha mutlu olamaz mıydık? "Madem beni sevmiyor, madem ona yaklaşıp incinmekten, tekrar kırılmaktan ölesiye korkuyorum, neden hala aynı evde yaşıyoruz? Bunu yapmak zorunda mıyım? Neden her gün onu görmeye devam ediyorum?" diye sordu tekrar kendine.. Daha sonra defalarca deneyip sonucuna vardırmayı beceremediği intihar girişimleri geldi aklına.. Çıkıp gitmeyi bile beceremediği bu dünyada, bu evde yaşamak zorundaysa, bunu kendini diğer insanları mutlu etmeye adayarak yapmaya çalışacaktı.. Yoktu başka çıkar yolu çünkü.. Gülümsemezse ölecekti ruhu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder