12 Temmuz 2016 Salı

Müzik sesleri...

Sözsüz şarkıları, film müziklerini dinlemek gibiydi adamın yanında olmak kadın için. Söze gerek yoktu. Nefesleriyle anlaşıyorlardı. kalp atışlarıyla, dudaklarının kenarlarında oluşan tebessüm kıvrımlarıyla. Konuşmasalar da var ediyordu varlıkları bir diğerini. Hayata getiriyor, hayatta olduğunu hatırlatıyordu. “Ben de hayattayım diye bağırmak gibi. Ben de buradayım demek gibi seninle vakit geçirmek” demişti adam kadına. Kadın sadece mutlu olduğunu yazabildi ama aslında uzun süredir hissetmediği kadar yoğun bi’ sevgi hissetmişti içinde. Bastırmaya çalışıyor olsa da, kelimelere döküp sular seller gibi haykırmasa da içindekileri, bir şekilde bu ilerleyişe engel olamadığını ve elinde olmadan da adama yaklaştığını hissediyordu kadın. Son birkaç gündür, uzun süredir kendi kendine ağlanacak omuz olmaya alışmış olan kadın, ağladığında ya da kötü hissettiğinde, hatta mutlu olduğunda bile içten içe adamı yanında ister olmuştu. Sıcaktı adamın kolları. Sarılışıyla, öpüşüyle, gülüşüyle konuşuyordu adam kadının karşısında, kelimelere ihtiyaç yoktu. Daha iyi tasvir edebilmeniz için şöyle söyleyeyim; en sevdiğiniz film, dizi, oyun ya da benzeri sözsüz bir müzik düşünün. Sadece enstrümanların seslerinden oluşuyor olsalar da, dinlerken size hissettirdiklerini düşünün. Sizi götürdüğü yerleri, ruhunuzda dokunduğu ve parmak izlerini bıraktığı tüm o bölgeleri düşünün. Hayal edin. Kurun kafanızda. İşte adamla birlikteyken kadın da en sevdiği sözsüz müziği dinliyormuşçasına kayboluyordu. Adamın her bir kalp atışı, vurucu bir şekilde yön değiştirip dinleyeni istemsizce kendine çeken piyano vuruşları gibiydi. Sarıldığında ve parmak izlerini kadının vücudunda bıraktığı sıralarda, kadının içinde keman ve çello sesleri duyuluyordu adeta. Yan yana yatışları biraz hüzünlüydü ama üzücü bir hüzün değildi bu. Daha çok buruk bir mutluluktu. Bunca zaman sırtlarında taşımış oldukları yükleri, bir tek birbirlerinin yanındayken rüzgarda savrulmaya bırakabiliyor oluşları az da olsa kırpıyordu yüreklerinin pürüzlü yerlerini. Sonunda ipek gibi olsa da o yürekler, sonunda kuş gibi mutlak pürüzsüzlüğe ulaşmış olsalar da o vakte kadar kaybettikleri kan halsiz bırakıyordu onları. Mutluluklarının buruk oluşu, kalplerinin kırpık oluşundan kaynaklanıyordu yani. Ama bu en fazla piyanonun arasına karışan gitar sesleri gibiydi. Farklıydı ama sakinliği dengeleyecek şekilde hareket kazandırıyordu birlikte geçirdikleri zamana. Geçmişten beri duyduğu kulak tırmalayıcı acı tıngırtılardan sonra birlikteyken duyduğu sakinleştirici sesler kadın için iyileştirici bir güce sahipti sanki. Tek başınayken düşündüklerinin ve inandıklarının aksine, adamla birlikteyken, sanki hala bir şeyleri başarabilirmiş, hala gücü yetermiş gibi hissediyordu kadın. Hepsinden öte, kadının sanırım en iyi bildiği, bildiğinden en emin olduğu şey ise bu müziği çok sevdiğiydi. Bir gün onun da süresinin dolacağını bilmesine rağmen...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder